Anasayfa / Genel / Zamanaşımına Uğratılmış Para Cezaları Hakkında Sayıştay Temyiz Kurulu Kararı

Zamanaşımına Uğratılmış Para Cezaları Hakkında Sayıştay Temyiz Kurulu Kararı

Konu: Zamanaşımına uğratılmış para cezaları.

 3-81 sayılı ilamın 34. Maddesiyle tazminine hükmolunan … TL ile ilgili olarak, 31.10.2018 tarih ve 45236 sayılı Temyiz Kurulu Kararının 3. Maddesi ile,

Üst yönetici ile Hesap İşleri Müdürü …’nun sorumluluk itirazlarının kabul edilerek, sorumlulukların yeniden değerlendirilmesine, ibraz edilen belgelerin incelenmesi temyiz konusu olmadığından bu hususta Kurulumuzca yapılacak işlem olmadığına ve sözü edilen belgeler yargılamanın iadesini gerektiren nitelikte görüldüğü takdirde bu yolda işlem ifasını teminen dosyanın DAİRESİNE TEVDİİNE, karar verilmesi üzerine Dairesince;

325 sayılı EK İlamın 4. Maddesi ile, … Belediyesi gelir kalemleri içinde tahakkuk etmiş olarak yer alan para cezaları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmadığı ve alacağın zamanaşımına uğratıldığı gerekçesiyle … TL’nin tazminine karar verilmiştir.

Üst yönetici sıfatıyla sorumlu tutulan … adına Avukat … temyiz dilekçesinde özetle;

… Belediyesi gelir kalemleri içinde tahakkuk etmiş olarak yer alan para cezalarının zamanaşımına uğratılması suretiyle kamu zararına neden olunması iddiasını kabul etmediğini, Belediyenin iç işleyişini ilgilendiren, belediye başkanı olsun olmasın yapılması gereken iş ve işlemlerden belediye başkanlığının sorumlu tutulmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek verilen tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.

Üst yönetici sıfatıyla sorumlu tutulan … temyiz dilekçesinde özetle;

Belediye Başkanlığı sürecinde Mali Hizmetler Birimi görevleri arasında bulunan para cezalarının süresi içeresinde tahsil edilmemesinden dolayı zaman aşımına uğraması nedeniyle meydana gelen kamu zararı ile ilgili yaptığı araştırmalar sonucu edindiği bilgilerin aşağıda maddeler halinde belirtildiğini,

1- 5018 sayılı Kanunun 60’ıncı maddesinde, ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmenin Mali Hizmetler Biriminin görevleri arasında sayıldığını, Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 32’nci maddesinde de idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının yükümlüleri ve sorumluları adına ilgili hesaplara kaydedilerek tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğunun açıkça ifade edildiğini,

2- 5189 sayılı Sayıştay Genel Kurulu Kararında; idarelerce ilgili kanunlara göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının takıp ve tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin tek başına sorumlu olduğuna karar verildiğini,

3- Temyiz Kurulunun 31.10.2018 tarih ve 45236 tutanak sayılı kararında verdiği karar ve talimatlar doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari, siyasi nitelikte olup, mali sorumluluğu bulunmadığı gerekçesi ile üst yöneticilerin sorumluluğunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin ifade edildiğini,

Her ne kadar üst yönetici olarak tarafına sorumluluk yüklenmişse de;

5018 sayılı Kanuna göre; Üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından, sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden, malî yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve bu Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden Bakana; mahallî idarelerde ise meclislerine karşı sorumlu olduklarını, Üst yöneticilerin, bu sorumluluğun gereklerini harcama yetkilileri, malî hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirdiklerini, Üst yöneticiler işlerin gidişatından harcama yetkililerinin ve diğer görevlilerin bilgilendirmeleri ve raporları ile bilgi sahibi olduklarını, 01.01.2006 tarihinde yürürlüğe giren ve mali yapımızda ciddi değişiklikleri de beraberinde getiren 5018 sayılı Yasa ile harcama süreci dışına çıkarılan üst yöneticilerin Sayıştay yargılamasında mali olarak sorumlu tutulmalarının kanunun özüyle bağdaşmadığını, dolayısıyla harcama sürecinin dışında olan herhangi bir mali işlemde doğrudan rol almayan üst yöneticilerin mali anlamda -özel mevzuatlarından sorumlu olmadıklarının belirtilmemesi halinde- Sayıştay yargılamasında sorumluluklarının da söz konusu olmayacağını, zira harcama sürecinin dışına çıkarılan üst yöneticilerin mali süreçte gözetim ve izleme yükümlülüklerinin söz konusu olduğunu,

Yine ilgi sayılı Sayıştay ek ilamındaki Denetçi görüşünde; “ Belediye Başkanı şayet alacaklar konusunda gerekli işlemlerin yapılması konusunda talimat vermiş ise bu takdirde üzerine düşeni yerine getirdiğinden dolayı sorumlu olmamalıdır.” denildiğini, ilgili birimlerin çalışmalarını ilgili kanun hükümleri, yönetmelikler, tüzükler ve belediye meclisince onaylanmış görev, yetki ve çalışma yönetmenliği çerçevesinde yürüttüklerini, dolaysıyla çalışma yönetmeliğini oluşturan Belediye Meclis Kararı “Belediye Başkanı ve kâtipler” tarafından imzalandığı göz önünde bulundurulduğunda, oluşan kamu zararında sorumluluğunun bulunmadığının anlaşılacağını, (Belediye başkanlığı süresince birimler nezdinde yaptığı iç denetimlerde belediye hizmetlerinin sağlıklı ve süratli bir şekilde halka en iyi bir şekilde sunulması için gelirlerin tahsili konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmesi gerektiğini de özenle ifade ettiğini)

Belediye Başkanı olarak, Mali Hizmetler Birimine gelir kalemleri içerisinde tahakkuk etmiş para cezalarının tahsilinin yapılmaması veya bekletilmesi yönünde talimatı bulunması durumunda sorumlu tutulmamasının yasa gereği olduğunu, ancak böyle bir talimatının da söz konusu olamayacağına göre sorumlu tutulmamasının mağduriyetine sebebiyet vereceğini,

Belediye başkanlığı süresince halkın huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu ile birlikte şehrin yaşanabilir bir kent konumuna getirmek için çalıştığını belirterek hakkında verilen tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.

Başsavcılığın üst yöneticiler için mütalaası

“…Dairenin, 325 nolu Ek İlamın 4 üncü maddesi ile dilekçi hakkında verdiği tazmin hükmünün devamına ilişkin kararın; Temyiz Kurulunun 31/10/2018 tarihli ve 45236 Tutanak numaralı kararındaki; 5018 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde sayılan görevlerin bizzat belediye başkanı tarafından değil; oluşturulan birimler ve birim amirleri tarafından yerine getirildiğinden bahisle 5018 sayılı Kanunun 11. maddesinde üst yöneticilerin sorumlulukları belirtilmiş ve “Üst yöneticiler bu sorumluluklarının gereklerini harcama yetkilileri, mali hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler.” denilmek suretiyle fiilin icra, yani yerine getirme sorumluluğu alt kademedeki kamu görevlilerine bırakılmıştır.

5393 sayılı Kanunun 38. maddesinin (f) işaretli bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Bu bağlamda, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin hem gelirlerini hem de giderlerini mevzuat hükümlerine göre tarh tahakkuk, tahsil edilmesinden ve hak sahiplerine zamanında ödenmesinden mali yönden değil, idari yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Bu bağlamda, verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup, mali sorumluluğu bulunmadığından Belediye Başkanlarının sorumluluk itirazının kabulüne karar verilmiştir.” şeklindeki gerekçeleri karşılamadığı değerlendirilmektedir.

Bu nedenle, dilekçinin temyiz talebinin kabul edilerek hakkında verilen tazmin hükmünün kaldırılmasının yerinde olacağı düşünülmektedir.

Arz ederim.” Denilmiştir.

Hesap İşleri Müdürü … temyiz dilekçesinde özetle;

Söz konusu tarihlerde … Belediyesinde Hesap İşleri Müdürlüğü vekâletine bakmakta olduğunu, ancak söz konusu tarihlerde Hesap işleri Müdürlüğü ile Gelir Müdürlüğü ayrı müdürlükler olup iş ve işlemlerinin tamamen farklı olduğunu, Hesap İşleri Müdürlüğünün Giderlerle ilgilenmekte, Gelir müdürlüğünün ise Belediyenin Gelir ve Tahsilat işleri ile mükellef olduğunu,6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil ve Usulü hakkındaki Kanunun 5 Maddesinde Takibat alacaklı amme idaresinin mahalli tahsil dairesince yapılır dendiğini, Belediyede de söz konusu tarihte tahsilat ile ilgili birimin Gelir Müdürlüğü olduğunu, bütün Belediyenin gelir ve tahsilatları Gelir Müdürlüğü tarafından yapılıp takibatı da onların uhdesinde olduğunu, Gelir Müdürünün asil görevleri arasında Belediyeye ait gelirlerin ve alacakların ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsilini sağlamak olduğunu, Görev yaptığı süre içinde Gelir Müdürlüğü’nün ayrı bir müdürlük olması nedeniyle gelir tahsilatı ile ilgili hiçbir iş ve işlem yapmadığını, zira Belediye Gelir Müdürü’nün gelirle ilgili işlemlerin uhdesinde olduğunu beyan ettiğini, ayrı müdürlük olması nedeniyle sorumlu olmadığı birime ait cezaların tarafınca tazmin edilmesinin kabul edilemeyeceğini, bu Müdürlükler ile ilgili ve hangi birimin ne iş yaptığının her türlü belge ve kayıtlarının belediyede mevcut olduğunu, bu iki müdürlüğün Belediye ve Bağlı Kuruluşlar ile Mahalli İdare birlikleri norm kadro sistemine 22/02/2007 tarih ve 26442 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak Mali Hizmetler Müdürlüğü adı altında birleştirildiğini, … Belediyesinin ise Eylül 2007 yılında Meclis Kararı ile bu uygulamaya geçtiğini, Şahsının ise 21/02/2006 tarihinde Belediyeden ayrılarak asli görevinin bulunduğu … İl Milli Eğitim Müdürlüğüne geri döndüğünü, … Belediyesine İçişleri Bakanlığınca 25/04/2004 tarihinde geçici görevlendirmeyle Hesap İşleri Müdürlüğüne görevlendirildiğini, ve 21/02/2006 tarihinde ayrıldığını, toplam görev yaptığım 1 yıl 10 ay sürede, Gelir Müdürlüğünce 29.03.2000-11.10.2001 tarihleri arasında tahakkuk edip 25.04.2004 tarihine kadar Gelir Müdürlüğünün asli görevi olmasına rağmen tahsil “edilmeyen para cezalarından dolayı hakkında verilen tazmin kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Başsavcılığın … için mütalaası

Dilekçede özetle; 25/04/2004 tarihinde geçici görevlendirmeyle Belediye Hesap İşleri Müdürlüğüne görevlendirildiği ve 21/02/2006 tarihinde ayrıldığı, görev yaptığı süre içinde Gelir Müdürlüğünün ayrı bir müdürlük olması nedeniyle gelir tahsilatı ile ilgili olarak tarafından hiçbir iş ve işlem yapılmadığı, ayrı bir müdürlük olması nedeniyle sorumlu olmadığı bir birime ait gelen cezaların tarafına tazmin edilmesinin kabul edilemeyeceği, Müdürlükler ile ilgili olarak hangi birimin ne iş yaptığına dair her türlü belge ve kayıtların belediyede mevcut olduğu,

– Görev yaptığı 1 yıl 10 aylık sürede, Gelir Müdürlüğünce 29/03/2000-11/10/2001 tarihleri arasında tahakkuk edip 25/04/2004 tarihine kadar Gelir Müdürlüğünün asli görevi olmasına rağmen tahsil edilmeyen para cezalarından dolayı, söz konusu işlerle bir ilgisinin olmadığı,

belirtilerek, hakkında verilen tazmin kararının kaldırılması talep edilmiştir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71 inci maddesinde kamu zararı “kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.” şeklinde tanımlanmış olup, kamu zararının belirlenmesinde esas alınacak kriterlerden birisi de “İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması” olarak sayılmıştır.

Somut olayda, para cezalarının tahakkuk ettirilerek ödeme tarihinin belirlendiği tarihten zamanaşımına uğradığı tarihe kadar geçen sürede, 6183 sayılı Kanun uyarınca zamanaşımını kesen/durduran işlemlerden hiç birinin yapılmaması nedeniyle para cezalarının zamanaşımına uğradığı, dolayısıyla kamu zararı oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ancak; dilekçi savunmasında, gelirlerle ilgili tarh, tahakkuk, takibat ve tahsil işlemlerinin kendisinin görevli olduğu Hesap İşleri Müdürlüğünün değil, Gelir Müdürlüğünün görevi olduğunu ileri sürmekte olup, dosya kapsamının tetkikinden de bu iddianın aksine ilişkin bir belgenin bulunmaması nedeniyle meydana gelen kamu zararı ile dilekçi arasında illiyet bağı kurulmadığından, ilgilinin sorumluluğuna hükmetmenin hukuka uygun olmadığı değerlendirilmektedir.

Bu nedenle; talebin kabul edilerek, dilekçi hakkında verilen tazmin hükmünün kaldırılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.” Denilmiştir.

Muhasebe yetkilisi sıfatıyla sorumlu tutulan … temyiz dilekçesinde özetle;

Daha önce 31.01.2017 tarih ve 81 sayılı İlamın 5 – 9 ve 34 ‘ maddeleri için Temyiz Kurulu’ na vermiş olduğu savunmasını tekrar ettiğini,

Sonuç olarak; Sayıştay Başkanlığı 7. Dairesinin bahse konu ilamı ilgili maddelerinde lehine verilen tazmin hükümlerinin tekrar incelenerek, bahse konu maddeler hakkında verilen tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.

Başsavcılığın … için mütalaası

Sorumlunun dilekçesinde; daha önce 81 sayılı İlamın 5, 9 ve 34 üncü maddeleri için Temyiz Kuruluna vermiş olduğun savunmasını tekrar ettiğinden bahisle, “Sayıştay Başkanlığı 7. Dairesinin bahse konu ilamı ilgili maddelerinde lehime verilen tazmin hükümlerin tekrar incelenerek, bahse konu maddeler hakkında bir tazmin hükmünün kaldırılmasını talep ediyorum.” denilmiştir.

325 sayılı Ek ilamın tetkikinden;

4 üncü maddesinde; 81 sayılı İlamın 34 üncü maddesi ile sorumlu hakkında verilen tazmin hükmünün aynen devamına karar verildiği, anlaşılmaktadır.

Buna göre; 325 sayılı İlamın 4 üncü maddesinde sorumlu hakkında verilen tazmin hükmünün ise mevzuat hükmüne uygun olduğu anlaşıldığından, talebinin reddedilerek İlam hükmünün tasdik edilmesinin yerinde olacağı düşünülmektedir.” Denilmiştir.

Dosyadaki mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ

325 sayılı EK İlamın 4. Maddesi ile, … Belediyesi gelir kalemleri içinde tahakkuk etmiş olarak yer alan para cezaları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmadığı ve alacağın zamanaşımına uğratıldığı gerekçesiyle … TL’nin tazminine karar verilmiştir.

Esas yönünden inceleme

6183 sayılı Kanun’un 102. maddesinde, “Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.” hükmü yer almış ve 103. maddesinde ise,

“ Aşağıdaki hallerde tahsil zamanaşımı kesilir:

  1. Ödeme,

 

  1. Haciz tatbiki,

 

  1. Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat,

 

  1. Ödeme emri tebliği,

 

  1. Mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi,

 

  1. Yukardaki 5 sırada gösterilen muamelelerden her hangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması,

 

  1. İhtilaflı amme alacaklarında kaza mercilerince bozma kararı verilmesi,

 

  1. Amme alacağının teminata bağlanması,

 

  1. Kaza mercilerince icranın tehirine karar verilmesi,

 

  1. İki amme idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı amme idaresi tarafından borçlu amme idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi.

 

  1. (Ek: 25/12/2003-5035/5 md.) Amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması.

Kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımının bir bozma kararıyla kesilmesi halinde zamanaşımı başlangıcı yeni vade gününün rastladığı; amme alacağının teminata bağlanması veya icranın kaza mercilerince durdurulması hallerinde zamanaşımı başlangıcı teminatın kalktığı ve durma süresinin sona erdiği tarihin rastladığı; takvim yılını takip eden takvim yılının ilk günüdür.”

Denilerek zamanaşımını kesen süreler tek tek belirtilmiştir.

Yapılan incelemede; para cezalarının tahakkuk ettirilerek ödeme tarihinin belirlendiği tarihten zamanaşımına uğradığı tarihe kadar geçen sürede, 6183 sayılı Kanun uyarınca gerekli işlemlerden hiç birinin yapılmadığı, dolayısıyla para cezalarının zamanaşımına uğradığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla esas yönünden verilen tazmin hükmünün mevzuata uygun olduğuna,

Sorumluluk yönünden

İlamda üst yöneticiler, 5393 sayılı Belediye Kanununun 38’inci maddesine göre, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak ile gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek Belediye Başkanına verilmiş görev ve yetkiler arasında yer aldığından zamanaşımına uğramış alacaklardan dolayı sorumlu tutulmuşlarsa da;

5018 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinde ifade edildiği üzere, bu Kanun; esas olarak kalkınma planları ve programlarında yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak üzere, kamu mali yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolü düzenlemeyi amaçlamaktadır.

Bu kapsamda “Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu” başlıklı dördüncü bölümün 11’inci maddesine göre üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından; sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden; mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden belediyelerde, meclislerine karşı idari ve siyasi yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Kanunda sayılan bu görevler de bizzat belediye başkanı tarafından değil; oluşturulan birimler ve birim amirleri tarafından yerine getirilmektedir. Zira, 5018 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde üst yöneticilerin sorumlulukları belirtilmiş ve “Üst yöneticiler bu sorumluluklarının gereklerini harcama yetkilileri, mali hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler.” denilmek suretiyle fiilin icra, yani yerine getirme sorumluluğu alt kademedeki kamu görevlilerine bırakılmıştır.

Mülga 1050 sayılı Kanun, üst yöneticilere ilişkin bir hüküm içermemekte, “ita amiri” konumundaki yöneticilerin “Onaylayan” sıfatını haiz oldukları durumlarda sayman ve tahakkuk memurları ile birlikte sorumlu tutulabilecekleri bazı durumları düzenlemekteydi. 5018 sayılı Kanun ise mülga 1050 sayılı Kanun’dan farklı olarak, üst yöneticileri tümüyle harcama surecinin dışında tutmakta; bunlar için sorumluluk üstlenme uygulamasını bile öngörmemektedir.

5393 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin (f) işaretli bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Bu bağlamda, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin hem gelirlerini hem de giderlerini mevzuat hükümlerine göre tarh tahakkuk, tahsil edilmesinden ve hak sahiplerine zamanında ödenmesinden mali yönden değil, idari yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Bu bağlamda, verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup, mali sorumluluğu bulunmamaktadır.

Hesap işleri müdürü …’nun sorumluluk itirazına ilişkin olarak;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu genel mali yapıyı sistemleştirirken 60/e maddesi ile gelirlerin mali hizmetler birimi tarafından ilgili mevzuatı çerçevesinde tahakkuk ettirileceğini, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürüteceğini, hükme bağlamıştır. Bu hükme göre tahakkuk ve tahsil aşamalarında mali hizmetler biriminin genel olarak sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.

Mezkur Kanunu’nun “Gelirlerin toplanması sorumluluğu” başlıklı 38’inci maddesinde; “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludur” denilerek, kamu gelirleri ile ilgili olarak sorumluluk tanımlanmış olup; tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin hangi safhalarında kimlerin sorumlu oldukları kurum kanunlarına bırakılmıştır.

İlamda, para cezaları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmaması ve alacağın zamanaşımına uğratılmasından üst yöneticilerle birlikte muhasebe yetkilisi, gelir müdürü ve hesap işleri müdürleri sorumlu tutulmuştur. Ancak … temyiz dilekçesinde; … Belediyesinde Hesap İşleri Müdürlüğüne vekâlet ettiği dönemde, Belediye bünyesinde Hesap İşleri Müdürlüğü ve Gelir Müdürlüğünün ayrı birimler olarak görev yaptığını, kendisinin görev yaptığı birimin gider işlemleriyle ilgilendiğini, Gelir Müdürlüğünün ise gelir ve tahsilat işlemleriyle ilgilendiğini, her iki müdürlüğün birleştirilmesi işleminin; kendisinin bu görevden ayrıldığı 21.02.2006 tarihinden sonra, Eylül 2007 tarihinde gerçekleştiği, bu nedenle de, görev ve sorumluluk alanında bulunmayan bir işlemden dolayı sorumlu tutulmaması gerektiğini ifade ederek sorumluluk itirazında bulunmuştur.

İlamda, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 60’ıncı maddesine göre; ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin işlemleri yürütmenin Mali Hizmetler Biriminin görevleri arasında olduğu, Norm Kadro Yönetmeliğinin 2007 yılında yürürlüğe girmesinden önce bahsedildiği üzere Hesap İşleri Müdürlüğü ve Gelir Müdürlüğü ayrı birimler olarak örgütlenmiş ise de; Gelir Müdürlüğünün olması Hesap İşleri Müdürlüğünün sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, zira Sayıştay’a gelir ile ilgili hesabı vermek Hesap İşleri Müdürlüğünün sorumluluğunda olduğundan Gelir Müdürünün bir anlamda sayman mutemedi konumunda olduğu için gelir ile ilgili sorumluluğun iki birim yetkilisinde olması gerektiği yönünde karar verilmişse de;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanun’un 71. maddesinde kamu zararı;

“Kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması” şeklinde tanımlanmıştır.

Bu çerçevede, kamu zararından ve mali sorumluluktan bahsedilebilmesi için her somut olayda, kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemin bulunması; mevzuata aykırı karar, işlem veya eylem sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması ve kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması durumu ile mevzuata aykırı karar, işlem veya eylem arasında bir illiyet bağının olması şartlarının birlikte aranması gerekmektedir. Zira, 1050 sayılı Kanuna hakim olan kusursuz yani objektif sorumluluk ilkesinin yerine 5018 sayılı Kanunla kusur sorumluluğu ilkesi getirilmiştir.

Temel ilke olarak kusur sorumluluğunu esas alan 5018 sayılı Kanun uyarınca kamu görevlilerinin mali karar, işlem veya eylemleri sonucu oluşan kamu zararından sorumlu olduklarına hükmedilebilmesi için manevi unsur olarak kasıt, kusur veya en azından bir ihmalin varlığı gerekmektedir.

Söz konusu olayda kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan bir sebeple kamu kaynağında bir azalmaya neden olunduğu açıktır. Yukarıdaki mevzuat hükümlerine göre kamu görevlilerinin mali sorumluluğuna hükmedilebilmesi için illiyet bağının kurulması gerekmektedir. İlama konu olayda, Hesap İşleri Müdürlüğü ile Gelir Müdürlüğünün ayrı müdürlükler olması ve gelirle ilgili işlemlerden Hesap İşleri Müdürünün sorumlu olmaması nedeniyle, kamu zararının oluşması konusunda kurucu bir unsur niteliğinde olan kamu görevlisi ile yapılan işlem arasındaki illiyet bağı kesildiğinden Hesap İşleri Müdürünün sorumluluğu bulunmamaktadır.

Bu itibarla, 325 sayılı Ek ilamın 4. maddesi ile verilen tazmin hükmünün tekrardan BOZULARAK, 31.10.2018 tarih ve 45236 tutanak sayılı Temyiz Kurulu Kararının 3. Maddesinde belirtildiği üzere, yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda sorumlulukların yeniden değerlendirilmesini teminen DAİRESİNE Tevdiine ( Temyiz Kurulu ve 5. Daire Başkanı …, Üyeler … ile …’ın karşı oy gerekçelerine karşı) oyçokluğu ile,

Karar verildiği 17.03.2021 tarih ve 49219 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.

Karşı oy gerekçesi

Temyiz Kurulu ve 5. Daire Başkanı …’nın karşı oy gerekçesi

Esas yönünden verilen Kurul kararına katılmakla birlikte, sorumluluk yönünden,

5393 sayılı Belediye Kanununun 38’inci maddesine göre, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak ile gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek Belediye Başkanına verilmiş görev ve yetkiler arasında yer aldığından zamanaşımına uğramış alacaklardan ötürü Belediye Başkanının da sorumluluğu bulunmaktadır.

Diğer taraftan, … temyiz dilekçesinde; … Belediyesinde Hesap İşleri Müdürlüğüne vekâlet ettiği dönemde, Belediye bünyesinde Hesap İşleri Müdürlüğü ve Gelir Müdürlüğünün ayrı birimler olarak görev yaptığını, kendisinin görev yaptığı birimin gider işlemleriyle ilgilendiğini, Gelir Müdürlüğünün ise gelir ve tahsilat işlemleriyle ilgilendiğini, her iki müdürlüğün birleştirilmesi işleminin; kendisinin bu görevden ayrıldığı 21.02.2006 tarihinden sonra, Eylül 2007 tarihinde gerçekleştiği, bu nedenle de, görev ve sorumluluk alanında bulunmayan bir işlemden dolayı sorumlu tutulmaması gerektiğini ifade ederek sorumluluk itirazında bulunmuşsa da;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 60’ıncı maddesine göre ise; ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin işlemleri yürütmek de Mali Hizmetler Biriminin görevleri arasındadır. Norm Kadro Yönetmeliğinin 2007 yılında yürürlüğe girmesinden önce bahsedildiği üzere Hesap İşleri Müdürlüğü ve Gelir Müdürlüğü ayrı birimler olarak örgütlenmiş ise de; Gelir Müdürlüğünün olması Hesap İşleri Müdürlüğünün sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira Sayıştay’a gelir ile ilgili hesabı vermek Hesap İşleri Müdürlüğünün sorumluluğundadır. Gelir Müdürü bir anlamda sayman mutemedi konumunda olduğu için gelir ile ilgili sorumluluk iki birim yetkilisinde olmalıdır.

İlamda, para cezaları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmaması ve alacağın zamanaşımına uğratılmasından üst yöneticilerle birlikte muhasebe yetkilisi, gelir müdürü ve hesap işleri müdürleri sorumlu tutulmuş olup, sorumluluklar mevzuata uygun olarak belirlendiğinden 325 sayılı EK İlamın 4. Maddesi ile verilen tazmin hükmünün tasdikine karar verilmesi gerekir.

Üye …’ın karşı oy gerekçesi

Esas yönünden verilen Kurul kararına katılmakla birlikte, sorumluluk yönünden,

İlamda, para cezaları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmaması ve alacağın zamanaşımına uğratılmasından üst yöneticilerle birlikte muhasebe yetkilisi, gelir müdürü ve hesap işleri müdürleri sorumlu tutulmuştur.

Hesap İşleri Müdürü olarak sorumlu tutulan … temyiz dilekçesinde; … Belediyesinde Hesap İşleri Müdürlüğüne vekâlet ettiği dönemde, Belediye bünyesinde Hesap İşleri Müdürlüğü ve Gelir Müdürlüğünün ayrı birimler olarak görev yaptığını, kendisinin görev yaptığı birimin gider işlemleriyle ilgilendiğini, Gelir Müdürlüğünün ise gelir ve tahsilat işlemleriyle ilgilendiğini, her iki müdürlüğün birleştirilmesi işleminin; kendisinin bu görevden ayrıldığı 21.02.2006 tarihinden sonra, Eylül 2007 tarihinde gerçekleştiği, bu nedenle de, görev ve sorumluluk alanında bulunmayan bir işlemden dolayı sorumlu tutulmaması gerektiğini ifade ederek sorumluluk itirazında bulunmuşsa da;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 60’ıncı maddesine göre ise; ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin işlemleri yürütmek de Mali Hizmetler Biriminin görevleri arasındadır. Norm Kadro Yönetmeliğinin 2007 yılında yürürlüğe girmesinden önce bahsedildiği üzere Hesap İşleri Müdürlüğü ve Gelir Müdürlüğü ayrı birimler olarak örgütlenmiş ise de; Gelir Müdürlüğünün olması Hesap İşleri Müdürlüğünün sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira Sayıştay’a gelir ile ilgili hesabı vermek Hesap İşleri Müdürlüğünün sorumluluğundadır. Gelir Müdürü bir anlamda sayman mutemedi konumunda olduğu için gelir ile ilgili sorumluluk iki birim yetkilisinde olmalıdır.

Üst yöneticinin sorumluluk itirazı değerlendirildiğinde;

5018 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinde ifade edildiği üzere, bu Kanun; esas olarak kalkınma planları ve programlarında yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak üzere, kamu mali yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolü düzenlemeyi amaçlamaktadır.

Bu kapsamda “Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu” başlıklı dördüncü bölümün 11’inci maddesine göre üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından; sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden; mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden belediyelerde, meclislerine karşı idari ve siyasi yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Kanunda sayılan bu görevler de bizzat belediye başkanı tarafından değil; oluşturulan birimler ve birim amirleri tarafından yerine getirilmektedir. Zira, 5018 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde üst yöneticilerin sorumlulukları belirtilmiş ve “Üst yöneticiler bu sorumluluklarının gereklerini harcama yetkilileri, mali hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler.” denilmek suretiyle fiilin icra, yani yerine getirme sorumluluğu alt kademedeki kamu görevlilerine bırakılmıştır.

Mülga 1050 sayılı Kanun, üst yöneticilere ilişkin bir hüküm içermemekte, “ita amiri” konumundaki yöneticilerin “Onaylayan” sıfatını haiz oldukları durumlarda sayman ve tahakkuk memurları ile birlikte sorumlu tutulabilecekleri bazı durumları düzenlemekteydi. 5018 sayılı Kanun ise mülga 1050 sayılı Kanun’dan farklı olarak, üst yöneticileri tümüyle harcama surecinin dışında tutmakta; bunlar için sorumluluk üstlenme uygulamasını bile öngörmemektedir.

5393 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin (f) işaretli bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Bu bağlamda, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin hem gelirlerini hem de giderlerini mevzuat hükümlerine göre tarh tahakkuk, tahsil edilmesinden ve hak sahiplerine zamanında ödenmesinden mali yönden değil, idari yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Bu bağlamda, verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup, mali sorumluluğu bulunmamaktadır. Bu itibarla, üst yöneticilerin sorumluluklarının kaldırılmasını teminen, 325 sayılı EK İlamın 4. Maddesi ile verilen tazmin hükmünün bozularak Dairesine tevdiine karar verilmesi gerekir.

Üye …’ın karşı oy gerekçesi

Esas yönünden verilen Kurul kararına katılmakla birlikte, sorumluluk yönünden,

İlamda, para cezaları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmaması ve alacağın zamanaşımına uğratılmasından üst yöneticilerle birlikte muhasebe yetkilisi, gelir müdürü ve hesap işleri müdürleri sorumlu tutulmuştur.

5393 sayılı Belediye Kanununun 38’inci maddesine göre, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak ile gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek Belediye Başkanına verilmiş görev ve yetkiler arasında yer aldığından zamanaşımına uğramış alacaklardan ötürü Belediye Başkanının da sorumluluğu bulunmaktadır.

Hesap İşleri Müdürü olarak sorumlu tutulan … temyiz dilekçesinde; … Belediyesinde Hesap İşleri Müdürlüğüne vekâlet ettiği dönemde, Belediye bünyesinde Hesap İşleri Müdürlüğü ve Gelir Müdürlüğünün ayrı birimler olarak görev yaptığını, kendisinin görev yaptığı birimin gider işlemleriyle ilgilendiğini, Gelir Müdürlüğünün ise gelir ve tahsilat işlemleriyle ilgilendiğini, her iki müdürlüğün birleştirilmesi işleminin; kendisinin bu görevden ayrıldığı 21.02.2006 tarihinden sonra, Eylül 2007 tarihinde gerçekleştiği, bu nedenle de, görev ve sorumluluk alanında bulunmayan bir işlemden dolayı sorumlu tutulmaması gerektiğini ifade ederek sorumluluk itirazında bulunmuştur.

İlamda, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 60’ıncı maddesine göre; ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin işlemleri yürütmenin Mali Hizmetler Biriminin görevleri arasında olduğu, Norm Kadro Yönetmeliğinin 2007 yılında yürürlüğe girmesinden önce bahsedildiği üzere Hesap İşleri Müdürlüğü ve Gelir Müdürlüğü ayrı birimler olarak örgütlenmiş ise de; Gelir Müdürlüğünün olması Hesap İşleri Müdürlüğünün sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, zira Sayıştay’a gelir ile ilgili hesabı vermek Hesap İşleri Müdürlüğünün sorumluluğunda olduğundan Gelir Müdürünün bir anlamda sayman mutemedi konumunda olduğu için gelir ile ilgili sorumluluğun iki birim yetkilisinde olması gerektiği yönünde karar verilmişse de;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanun’un 71. maddesinde kamu zararı;

“Kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması” şeklinde tanımlanmıştır.

Bu çerçevede, kamu zararından ve mali sorumluluktan bahsedilebilmesi için her somut olayda, kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemin bulunması; mevzuata aykırı karar, işlem veya eylem sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması ve kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması durumu ile mevzuata aykırı karar, işlem veya eylem arasında bir illiyet bağının olması şartlarının birlikte aranması gerekmektedir. Zira, 1050 sayılı Kanuna hakim olan kusursuz yani objektif sorumluluk ilkesinin yerine 5018 sayılı Kanunla kusur sorumluluğu ilkesi getirilmiştir.

Temel ilke olarak kusur sorumluluğunu esas alan 5018 sayılı Kanun uyarınca kamu görevlilerinin mali karar, işlem veya eylemleri sonucu oluşan kamu zararından sorumlu olduklarına hükmedilebilmesi için manevi unsur olarak kasıt, kusur veya en azından bir ihmalin varlığı gerekmektedir.

Söz konusu olayda kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan bir sebeple kamu kaynağında bir azalmaya neden olunduğu açıktır. Yukarıdaki mevzuat hükümlerine göre kamu görevlilerinin mali sorumluluğuna hükmedilebilmesi için illiyet bağının kurulması gerekmektedir. İlama konu olayda, Hesap İşleri Müdürlüğü ile Gelir Müdürlüğünün ayrı müdürlükler olması ve gelirle ilgili işlemlerden Hesap İşleri Müdürünün sorumlu olmaması nedeniyle, kamu zararının oluşması konusunda kurucu bir unsur niteliğinde olan kamu görevlisi ile yapılan işlem arasındaki illiyet bağı kesildiğinden Hesap İşleri Müdürünün sorumluluğu bulunmamaktadır.

Bu itibarla, …’nun sorumluluğunun kaldırılmasını teminen, 325 sayılı EK İlamın 4. Maddesi ile verilen tazmin hükmünün bozularak Dairesine tevdiine karar verilmesi gerekir. (Sayıştay Temyiz Kurulu Kararı, Tutanak No: 49219, Tutanak Tarihi: 17.3.2021)

Hakkında belediye

Check Also

BELEDİYE SINIRLARI GENELGESİ

BELEDİYE SINIRLARI GENELGESİ İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ TIKLAYINIZ   BELEDİYE SINIRLARI GENELGESİ PDF  

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir